Menu

Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu Türkiye-AB İlişkilerini Stratejist Dergisi Editörü Sibel Karabel’e Değerlendirdi

Sibel Karabel: Öncelikle Stratejist Dergisi adına mülakat teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Son dönem Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin dinamiklerini size göre önem sırasına istinaden kısaca özetler misiniz?

Prof. Haluk Kabaalioğlu: Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin içeriği bakımından; stratejik ortaklık, özel ortaklık veya imtiyazlı ortaklık tanımları hiçbir şekilde Türkiye için kabul edilemez. Türkiye tam üyeliği hedeflemektedir. 1963’deki Ortaklık Antlaşmamız tam üyeliği hedefleyen katılım öncesi antlaşmasıdır. Ayrıca 28. Madde: “Türkiye üyelikten kaynaklanan yükümlülükleri üstlenebildiğinde katılım müzakerelerinin başlayacağını” söylüyor. Bu bağlamda Türkiye, tam üyelik için son adım olduğundan Gümrük Birliği’ne girmek istedi. Yani 1996’dan beri bir ticaret düzenlemesi yapmak adına Gümrük Birliği’ne girmedik. 1963 yılında bu müzakere edildiğinde birlik antlaşmamız imzalandı. AB bize 5 yıllık bir antlaşma önermişti fakat Türkiye bunu reddetti. Türkiye’nin tam üyelik hedefi vardı.

O zamanlar Gümrük Birliği’ne dayalı bir ortaklık kurmak istemiştik. Çünkü Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Roma Antlaşması’nın 9. Maddesinde; Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun Gümrük Birliği’ne dayandığını söyler. Bahsettiğimiz ortaklık anlaşmamızda da Roma Antlaşması’nı örnek aldık. Roma Antlaşması’nın sağladığı dört temel özgürlük ortaklık anlaşmamızda güvence altına alınmıştır. Bu hususların yanı sıra, Gümrük Birliği ile elde ettiğimiz malların serbest dolaşımı ve hizmetlerin serbest dolaşımı, kuruluşların serbest dolaşımı hakkı da vardır; ayrıca işçilerin sermayesi. Bunlar henüz sağlanamadı. Türkiye, Gümrük Birliği’ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Tüm Avrupa sanayi ürünleri Türkiye’ye sıfır gümrük vergisi ile ve tarife dışı engeller olmadan giriyor mu?

1986 yılına kadar Türkiye ve AB’nin serbest dolaşımının olması taahhüt edildi ancak bu gerçekleşmedi. Bu nedenle, her iki tarafın yükümlülükleri tam olarak yerine getirilmedi. Bugün Almanya’dan gelen pek çok Türk’ün durumu; yabancı karşıtlığı ve benzeri şeyler nedeniyle olumsuz etkilendi. 3 yıl öncesine kadar Türkiye’deki yabancı işçi sayısı 800 bin idi. Türkiye’de çalışan Rumlar, Gürcüler, Azeriler, Afganlar var. Türk üniversitelerinde bile 25’ten fazla Yunan uzmanı var. İronik bir şekilde, Yunanistan’da Türkiye’nin anakarasından gelen profesörleri geçelim, Batısında bile Türk kökenli bir Yunan vatandaşının üniversiteye girişine izin verilmiyor.

MAKALENİN DEVAMINI DERGİMİZE ABONE OLARAK OKUYA BİLİRSİNİZ...

Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu
Sibel Karabel

Go Back

Bu yazı için yorumlar devre dışı bırakıldı.