Menu

Türkiye’nin F-35 ve S-400 Tedariğine İlişkin Farklı Düşünceler

Son günlerde yoğunlaşan F35 ve S400 birlikte olur mu tartışmalarına farklı bir bakış açısı getirmek ve sorunun teknik yönlerine bakılmasının faydalı olacağı düşüncesiyle aşağıdaki bu makaleyi okuyucular ile paylaşmak istedim. Aynı şekilde sorunun bileşenleri olan F35 uçakları ve S400 Hava Savunma Sistemlerinin (HSS) daha yakından tanımadan ve bu iki sistemin teknik özelliklerini bilmeden bu sorulara cevap verilemeyeceğini düşünüyorum.

Türkiye’nin resmi açıklamaları S400 ve F35 sistemlerinin aynı anda Türkiye’de bulunmasında bir sakınca olmayacağı seklinde özetlenebilir. Türkiye bir NATO üyesi ülke olarak ittifakın güvenlik ile ilgili kaygılarını anladığını belirterek, S400’lerin NATO’nun Türkiye’de kurduğu radar ağına entegre edilmeyeceği defalarca belirtmiştir. Hatta SSB ve MSB tarafindan S400’lerin stand alone, yani hiç bir radar ağına ve komuta kontrol sistemine entegre edilmeden, sadece kendi radarları ve komuta kontrol yapısı ile kullanılacağını belirtmişlerdir. Türkiye NATO’nun en güvenilir müttefiki ülkelerden bir tanesidir ve kendi payına düsen yükümlülüklerini her zaman yerine getirmiştir. S400 meselesinde de bilgi güvenliği dahil ittifakın çıkarlarını tehlikeye düşürmeyecek şekilde tedbirlerin alınacağı Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar tarafindan belirtilmiştir. ABD tarafı ise sürekli F35 ve S400 sistemlerinin aynı ülkede kullanılması durumunda S400’lerin F35 hakkında toplayabileceği bilgilerin Rusya’nın eline geçmesi riskini öne sürmektedir. ABD’nin bu kaygılarında gerçeklik payı var mı gibi sorulara bu yazının ileriki bölümlerinde cevap vermeye çalışacağız.

1952’den beri NATO üyesi olan ve geleneksel olarak ABD ve Avrupa yapısı ana silah sistemlerini kullanan Türkiye’nin Rusya’dan S400 gibi stratejik öneme sahip bir HSS almasının arkasında yatan politik ve askeri nedenlerin de incelemesi gerekiyor muhakkak.

Türkiye’nin hava savunmasında yaşadığı zafiyetlerini gidermek amaçlı, acil askeri ihtiyaç nedeniyle S400 alındığı ve aynı zamanda ulusal çıkarları açısından bu tercihin gerekli olduğu düşünülebilir. Örneğin, 15 Temmuz FETO kaynaklı darbe girişimi sonrasında ABD’ye olan güvenin sarsılması ve ABD’nin Suriye’deki YPG/PKK desteklenmesi gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğini tehdit eden bölgesel gelişmelerin bir neticesi olarak görülebilir. Gerçi Türkiye ilk defa Rus silah sistemi kullanmıyor. 1990 ortalarında 19 adet Mi-17 genel maksat helikopteri, BTR-60/80 zırhlı personel taşıyıcı araçlar, çeşitli tipte Rus yapısı piyade silahları alınmıştır. 2010 sonrasında ise Rusya’dan 800 adet KORNET anti-tank füzesi ve 80 adet lancer satın alınmıştır. Türkiye’nin geçmişte yaptığı bu Rus silah alımları ile karşılaştırınca, S400 bu alımlar yanında teknoloji seviyesi ve maddi değeri yüksek, stratejik seviyede bir sistem olarak farklı bir kategoriye giriyor.

MAKALENİN DEVAMINI DERGİMİZE ABONE OLARAK OKUYA BİLİRSİNİZ...

Feridun TAŞTAN
Dr., Western Illinois University

Go Back

Bu yazı için yorumlar devre dışı bırakıldı.