Menu

Avrupa Birliği – Türkiye İlişkilerinin Bugünü: Evrensel Değerler Yerine Karşılıklı Çıkarlara Yapılan Vurgu

Avrupa Birliği 46 Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında 1995’de gerçekleşen Gümrük Birliği’ne değin daha çok hukuki ve iktisadi bir alana sıkıştırılmış Avrupa Birliği (AB) projesinin toplumsal, siyasal ve kültürel niteliklerini ve bu alanlarda sunması muhtemel açılımları anlamak pek mümkün olmamıştı. Yine o döneme kadar AB projesi sadece ‘yüksek siyasetin’ bir parçası olagelmiş ve kamusallaşması bütünüyle gerçekleşmemişti. Türkiye’nin önceliklerinin terörle mücadeleye verildiği bu yıllarda kendi içine kapanması, ülke içinde milliyetçi bir iklimin hâkim sürmesi, şiddetin toplumsallaşması, terör kaynaklı iç göçün kentsel alanda yeni gerilimler üretmesi ile işsizlik, yolsuzluk, yoksulluk ve benzeri olgular sarmal bir etki yaratmıştır.

Bu durum Türkiye’nin zaman zaman kapısını çaldığı AB’nin, 1997 Aralık ayında gerçekleşen Lüksemburg Zirvesi’nde Türkiye’ye yeniden yüz çevirmesine neden olmuştur. Türkiye’nin AB tarafından bir kez daha reddi, ülkeyi yeni bir milliyetçi dalganın içine itmiş ve bu ortamda DSP, MHP ve ANAP’ın ürettiği milliyetçi söylemle birlikte 1999 yılının ilk yarısında iktidardaki yerlerini almışlardır. 1999 Ocak ayında Abdullah Öcalan’ın yakalanması ile birlikte milliyetçi dalga ivme kazanmış; ülkenin karşı karşıya olduğu yapısal sorunların çözümü yüksek bir maliyeti gerektiğinden yeniden ertelenmiştir.

Ancak aynı yıl Mayıs ayında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’e gönderdiği mektupta dile getirdiği insan hakları ve demokratikleşme konusundaki bazı taahütler, özellikle Alman hükümetinin Türkiye’nin geleceği hakkında ümit beslemesine neden olmaktaydı. Beliren bu ümit, Avrupalı Sosyal Demokratların, Sosyalistlerin ve Yeşillerin desteğiyle somut bir zemine taşınıyor ve 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye adaylık statüsünün verilmesi kararlaştırılıyordu. O tarihten müzakere sürecinin başladığı 2005 yılına dek Türkiye ev ödevlerini büyük ölçüde yerine getirmeye dikkat etmiştir. Bu bağlamda AB projesinin toplumsallaşmasına özen göstermiş, bu projenin sadece bir dış siyaset unsuru değil aynı zamanda iç siyaset unsuru olarak benimsenmesini sağlamış ve toplumsal bazda Kürtler, Aleviler, Çerkezler, gayri-Müslimler, gençler, kadınlar büyük ölçüde bu projeye inanmışlardır.

MAKALENİN DEVAMINI DERGİMİZE ABONE OLARAK OKUYA BİLİRSİNİZ...

Ayhan KAYA
Prof. Dr., İstanbul Bilgi Üniversitesi, Avrupa Birliği 
Enstitüsü Müdürü Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Go Back

Bu yazı için yorumlar devre dışı bırakıldı.