Menu

Orta Doğu’da “Güç Boşluğu” ve Çin’in Bölge Politikası

Sonu gelmeyen protesto dalgaları, yakılan büyükelçilikler, şiddetlenen vekâlet savaşları, yaptırımlar, el konulan gemiler, sabotajlar ve sonuçsuz kalan diplomatik girişimler. Bugün Orta Doğu hiç olmadığı kadar belirsiz ve nihai bir çözüm için olmasa da "modus vivendi" için dışarıdan bir oyun kurucuya muhtaç. Zira bölge ülkelerinin uzlaşmaz çelişkileri ne kadar derinse bu çelişkileri yönetecek mekanizmaları da o denli cılız. Bu durumun sorumlusu olarak "dış güçleri" işaret eden bölge halkları ise Amerikan kamuoyunun "komploculuk" ithamlarına karşın çok da haksız sayılmaz.

Orta Doğu’daki mevcut tabloyu anlamak ve gelecekte hangi ülkenin bölgede baskın rol üstleneceğine dair projeksiyonlarda bulunmak için ABD’nin bölgeye dair siyasetine kısaca göz atmak gerekiyor.

ÖNLEYİCİ SAVAŞIN BEDELİ: SÜREKLİ İSTİKRARSIZLIK

Amerika Birleşik Devletleri açısından kırılma noktasına tekabül eden 11 Eylül saldırıları Orta Doğu için yirminci yılına yaklaşan yeni bir yıkımın başlangıç noktası olmuştu. "Önleyici savaş" teorisini esas alan Bush yönetimi, önce Afganistan’a ardından Irak’a saldırarak terörü önleyebileceğini ve ardından "ulus inşası" ile istikrarı sağlanabileceğini düşünmüştü. Buna karşın Orta Doğu’yu devasa bir terör yumağı olarak gören Bush yönetiminin müdahaleleri beklenen sonucu vermedi. Afganistan’da terör örgütleri hâkimiyet sahalarını genişletirken Irak’ta ise devlet egemen bir aktör olmanın hiçbir gereğini yerine getiremeyecek derece yozlaşmıştı. Saddam’ın heykelini deviren göstericinin yıllar sonra pişmanlığını itiraf etmesi ya da bugün ülke genelindeki devasa yolsuzluk bu bağlamda en çarpıcı örneği oluşturmaktadır.

MAKALENİN DEVAMINI DERGİMİZE ABONE OLARAK OKUYA BİLİRSİNİZ...

Gökhun GÖÇMEN
Çin Uluslararası Radyosu

Go Back

Bu yazı için yorumlar devre dışı bırakıldı.