Menu

Alman İç Politikasında Neler Oluyor?

İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1949 yılında Federal Almanya Cumhuriyeti kurulurken hazırlanan anayasa ve siyasi sistem ülkede bir yandan nasyonal sosyalizmi yasaklarken, diğer yandan tek bir siyasi partinin iktidara gelmesini zorlaştıracak şekilde tasarlanmıştı. 1990 yılında Doğu Almanya ile birleştikten sonra da bu düzen değişmedi. İki kutuplu sistemin sona ermesinin ardından uluslararası politika açısından Almanya Avrupa kıtasının ve özellikle Avrupa Birliği’nin (AB) motoru konumundadır. Ülkenin ekonomik gücünün diğer AB üyelerine göre çok yüksek olması kendisine Birlik içinde bir yandan doğal liderlik rolü verirken, diğer yandan AB içindeki sorunlarla uğraşmada da daha fazla yükün altına girmesi anlamına gelmektedir. Almanya’nın gerek AB içindeki bu başat durumu gerekse küresel ekonomideki rolü nedeniyle, politik yapısının dikkatle izlenmesi gerekliliğini ortaya çıkmaktadır.

21. Yüzyılda Almanya’da Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) liderliğindeki koalisyon yönetimleri iktidarı göğüslerken, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa aşırı sağcı görüşleri temsil eden Almanya için Birlik Partisi (AfD) Federal Parlamento’ya girebilmiştir. Başbakan (Şansölye) Angela Merkel’in Alman siyasetinde hala çok güçlü bir figür olmasına rağmen bir daha başbakanlığa aday olmayacağını açıklaması ve CDU liderliğini bırakması, Alman iç politikasında nasıl bir düzenin oluşacağı yönünde soru işaretlerine yol açmıştır. Bu soru işaretleri 2008 ekonomik krizinden bu yana hala toparlanamayan ve birçok yapısal sorunla uğraşmak zorunda kalan AB için de önem arz etmektedir.

Almanya başta olmak üzere genel olarak AB ülkelerinde aşırı sağ fikirlerin yükselişe geçmesi ve kendisine daha kolay taraftar bulabilmeleri ise Alman siyasi yapısında meydana gelecek değişikliklerin önemini daha da artırmakta, siyasi iktidarın hangi görüşleri temsil edeceği Avrupa’nın geleceği için de belirleyici bir unsur teşkil etmektedir. Almanya’da son günlerde gerçekleştirilen siyasi parti kongreleri gelecek döneme yönelik olarak birtakım ipuçları ve aynı zamanda yeni soruları beraberinde getirmektedir. Yeşiller (Grüne), CDU, AfD ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) kongrelerinin sonuçları bu bağlamda Almanya’nın geleceğine ışık tutacaktır. Uzun yıllardır ülkeyi yöneten Hıristiyan Demokratların 22-23 Kasım 2019’da Leipzig’deki kongresinde Merkel’in gözdesi Annegret Kramp-Karrenbauer’in (AKK) rakibi Friedrich Merz’e karşı CDU liderliğini devam ettirmiş ve Merkel’in ardından kimin başbakan seçileceği konusunda partinin gençlik kolunun ön seçim isteği şimdilik geri püskürtülmüş olsa da 2021’de yapılacak seçimlerde başbakan adayı olup olmayacağı konusu henüz açıklığa kavuşmamıştır. Kongrede 14 yıl önce başbakan seçilen Angela Merkel’in ve AKK’nin dakikalarca ayakta alkışlanması delegelerin liderlerini desteklediğini göstermektedir, ancak, seçmenin güveninin nasıl kazanılacağı hakkındaki soruyu cevaplamaktan uzaktır. Zira yapılan anketlere göre Almanların çoğu AKK’ye güvensizlik ve şüphecilikle yaklaşmaktadırlar. Alman televizyonu ZDF’te yer alan bir ankete göre bugün seçim yapılsa alınacak sonuçlarda CDU birinci parti olmakla birlikte % 27’lik bir oy oranına sahip gözükmekte, onu yüzde 23 ile Yeşiller ve yüzde 14 ile AfD izlemektedir. SPD ile yapılan koalisyonun gittikçe daha kırılgan hale gelmesi, Yeşiller ve AfD’nin oy oranlarını artırması ise Hıristiyan Demokratlar için Merkel sonrası dönemde gerek parti içinde gerekse Almanya çapında birçok zorlukla karşılaşılacağına işaret etmektedir.

MAKALENİN DEVAMINI DERGİMİZE ABONE OLARAK OKUYA BİLİRSİNİZ...

Nurgül BEKAR
Dr., Kastamonu Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler

Go Back

Bu yazı için yorumlar devre dışı bırakıldı.