Menu

ABD’nin Golan Tepeleri Kararı Neden Şimdi Alındı?

25 Mart 2019 tarihinde, ABD Başkanı Donald Trump, bir süredir devam ettirdiği tektaraflı kararlarla uluslararası kamuoyunun kabulünün sınırlarını zorlama stratejisine bir halka daha ekleyerek, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenlik iddialarını, İsrail’in “kendini savunma hakkına” atıfta bulunarak tanıdı. O sırada, Trump’ın yanında bulunan başta Netanyahu dahil İsrail’i yöneticilerde elbette büyük bir memnuniyet yarattı. Sonuç olarak, ABD gibi büyük küresel bir gücün, bölgesel bir devletin güvenlik ve diplomasi ajandasını benimsediğini, bunun için de BM Güvenlik Konseyi kararları dahil bir dizi uluslararası hukuk ilkesini ve daha önemlisi egemenlik normuna dayalı uluslararası düzeni ayaklar altına alması her gün gördüğümüz bir durum değil. Bilindiği gibi, 1967 Arap-İsrail Savaşından bugüne Tel Aviv Golan Tepelerinin batısını işgal altında tutuyordu. İsrailli yerleşimcilere açık bu alan 1981’den itibaren Golan Tepeleri Yasası dahilinde İsrail toprağı olarak addedilmeye başlanmıştı. Zaten BM’yi 497 ve 242 sayılı kararları alarak, İsrail’in bu topraklar üzerindeki iddialarının geçersiz olduğunu iddia etmeye ve güç kullanarak toprak elde edimini kınamaya götüren süreç de bu şekilde başlamıştı. Gerçi, uluslararası ilişkilerde egemenliğe dayalı düzenin büyük güçlerin ikiyüzlü politikaları nedeniyle sık sık zarar gördüğünü söyleyenlerin sayısı da hiç az değil ama, burada ikiyüzlülüğün ötesinde bir bölgesel devletin güncel çıkarı (İsrail’in güvenliğinin Büyük İsrail inşası üzerinden sağlanması) adına sergilenen tehlikeli bir ikiyüzlülük var ki, insan ister istemez ABD’nin şu ana kadar çok ses çıkartıp fazla başarı gösteremeyen Küre Kuşağını ve bu kuşak içerisinde İsrail hegemonyasını niçin desteklemeye devam ettiğini sorguluyor.

Yüzeysel bir okuma, bizi 2000’lerde Walt ve Mearsheimer’ın kaleme aldığı İsrail lobisi tezine geri götürür. Her iki akademisyen de İsrail’in “sürekli tehlike altında” bir ülke olarak gösterilerek koşulsuz desteklenmesini ABD açısından dış politika fiyaskoları getiren “stratejik bir yük” olarak değerlendirmiş, bu stratejik hatayı da ABD’deki güçlü İsrail lobisine bağlamıştı. Bugün de İsrail ve yanına eklediğimiz Evangelist /Yeni Muhafazakâr – özellikle de silah sanayinde etkili lobilerin- Trump ve Netanyahu iktidarlarının devamını arzu ettiği biliniyor. Ancak, Golan Tepeleri kararının sadece Netanyahu’nun sallantıda olan iktidarı devam etsin diye alındığını düşünmek, ya da ABD’nin İsrail yüzünden yeniden bir dış politika fiyaskosu içerisine stratejik bir körlükle atıldığını söylemek özellikle 2015 sonrası bölge jeopolitiğinde meydana gelen değişimleri göz ardı etmek olur kanaatindeyim. Golan Tepeleri kararı uzun soluklu bir stratejik düşüncenin sonucunda, ABD’nin Akdeniz’e daha da güçlü dönme kararlılığının bir neticesi olarak da alındı. Lobi etkisi ve İsrail’in desteklenmesi için sürekli kullanılan bahanelerki buna günümüzde İran etkisi karşıtlığı ve İran’ın nükleer silahlanma programının önündeki en büyük engel olması bahanesini de ekleyebiliriz- ABD’nin ısrarcı olduğu ama henüz istediği başarıyı elde edemediği Ortadoğu planının parçası olarak adım adım girdiği bu stratejik maceranın kolaylaştırıcısı ve meşrulaştırıcısı sadece.

MAKALENİN DEVAMINI DERGİMİZE ABONE OLARAK OKUYA BİLİRSİNİZ...

Nurşin ATEŞOĞLU GÜNEY
Prof. Dr., BAU Kıbrıs Üni İİSBF Dekanı/CEMES Başkanı/BİLGESAM Başkan Yardımcısı

Go Back

Bu yazı için yorumlar devre dışı bırakıldı.